|

HASTANE bahçesinde bir şaşı kedi ile arkadaş
olmuşlardı.
Gece bastırıp da herkes gittiğinde, el ayak
çekildiğinde, hastanenin geniş asfalt kaplı
bahçesinde şaşı kedi ile öyle karşılıklı
oturuyorlardı.
****
Aslında uzun hikáyeydi bu.
Güney Avrupa'nın kim bilir neresinden savrulup
İstanbul'a düşmüş bir küçük ailenin
hikáyesi...
Ünlü 6-7 Eylül olaylarında azınlıkların
evleri-işyerleri basıldığında, yağmalanmış bir
mimarlık bürosundan çocuklarını ve karısını
kurtarıp Ankara'ya gelmiş ve o hengamede
sakat kalan eliyle proje çizme yeteneğini
kaybetmiş bir mimar babadan geri kalan hikáyenin
belki de son bölümü...
Bu sefer sahne bir hastaneydi...
Ailenin son iki ferdiydi; anne ile kızı.
Annesi kızını bırakıp gitmek istemiyordu... Kızı
ise günlerce-haftalarca elini avucuna almış,
göndermek istemiyordu annesini...
Ben onların bu hazin hikáyesinin sadece
tanığıyım.
İnsan yaşamının monitörlerdeki zikzak çizgilerle
ve bip bip sesleriyle ifade edildiği hastane
odasında, annesini göndermemek isteyen kızı ile
kızını bırakıp gitmek istemeyen annenin gücü
sadece iki aydan biraz fazla yetti...
Hikáyedeki o bölümün son satırını siz birkaç gün
önce gazetemizin ilan sayfasında okudunuz:
"Mamo'muzu kaybettik...
Andree-Bekir Coşkun...."
****
O uzun hastane gecelerindeki temiz hava
molalarında, şaşı kedi ile sevgili
Andree'nin dostluğunu izliyordum uzaktan.
Gece bastırıp el-ayak çekildiğinde, biraz hava
almak bahanesiyle o geniş asfalt bahçede
birbirlerini buluyorlardı.
Karşılıklı oturuyorlardı şaşı kedi ile...
Birbirlerine neler anlatıyorlardı bilemem.
Ama çoğumuzun anlamadığı bir dille, insanoğlunun
merhametsizliği ile kötü alın yazılarının
çakışmasından doğan... Kendi hüzünlü
hikáyelerini anlatıyorlardı birbirlerine
emindim.
Her gece el-ayak çekildiğinde buluştular iki
dost.
****
Ankara'nın ortasındaki İbni Sina Hastanesi'nin
asfalt bahçesinde bekleyen bir kedi
görürseniz,gözleri şaşı...
Ona söyleyin; annesini kaybetti ve ağlaya ağlaya
gitti arkadaşı.. |